27 Kasım 2022

Kur’ân-ı Kerîm el yazmalarını kopyalama geleneği Güneydoğu Asya’da 13. yüzyılın sonunda, İslâm’ın Pasai Sultanlığı’nın resmî dîni olmasıyla başlar. 1345 civârında Pasai’ye giden İbn Battûta, Pasai Sultânı’nın Kur’ân tilâvetine ve halkla dînî tartışmalara katıldığını aktarmaktadır. Kur’ân tilâvetinin bu sıralarda yapılıyor olması, Kur’ân yazmalarının kopyalanmasının bölgede daha önceden başlamış olduğunu düşündürüyor bize. Bununla birlikte, bugün bilinen en eski Güneydoğu Asya el yazması Kur’ân, 1606 yılında Johor’da Hollandalı bir yetkiliye sunulan nüshadır ve şu anda Rotherdam Belediye Kütüphânesinde, “Rotterdam MS 96 D 16” kaydı ile bulunmaktadır. Güneydoğu Asya’da Kur’ân el yazmalarının çoğaltılması geleneği 19. yüzyılın sonuna kadar devâm eder. Patani, Terengganu, Açe, Riau, Banten ve daha pek çok yer Kur’ân öğretim merkezi olarak anılır. Bu değerli mîrâsın önemli bir kısmı kütüphânelerde, müzelerde, İslâm kolejlerinde ve onları mîrâs alan âileler ve özel koleksiyoncular tarafından muhâfaza edilmektedirler. 

Bu yazının ilk kısmı, hem el yazması hem de matbû Osmanlı Kur’ânlarının Güneydoğu Asya’daki etkisinin izini sürerken, ikinci kısım ise, Kur’ânların 20. yüzyılın ortalarından günümüze Endonezya’daki etkisini inceliyor. Osmanlı etkisi, hat, tezhîb ve sayfa düzeni referans alınarak ele alınacaktır.

Güneydoğu Asya’da Osmanlı Kur’ânlarının muhtemel etkisini değerlendirmek için tâkib edilecek temel usûl, Güneydoğu Asya’da mevcut bulunan Osmanlı Kur’ânlarının mevcudiyetinin tespit edilmesi ve Güneydoğu Asya Kur’ânlarına yansıyan Osmanlı etkilerinin tespiti olarak karşımıza çıkar. 2011 yılında, yaptığı araştırması için İstanbul’a giden araştırmacı Ali Akbar, burada Türkçe kolofonları okumak için Dr. İsmail Kadı’nın yardımlarından istifâde eder. Güneydoğu Asya’ya gönderilen Osmanlı Kur’ânlarının kayıtlarına ulaşmada da Professor M. Uğur Derman’dan yardım görür. Akbar, İstanbul ziyâretinden sonra Adelaide’de Java Kur’ânlarını inceler. Yine aynı araştırma için Endonezya, Malezya, Singapore ve Brunei’de el yazması Kur’ân kolleksiyonlarını incelemek için çeşitli merkezlere ziyârette bulunur. Bu ziyâretler esnâsında özel âile kolleksiyonlarında erken basılmış Osmanlı Kur’ânları ve daha evvel basılmış Kur’ân-ı Kerîm resimlerini görme ve inceleme fırsatını bulur.

Güneydoğu Asya’daki kamu ve özel koleksiyonlarda incelenen Osmanlı Kurân-ı Kerîmleri kaligrafi ve tezhîb yönünden diğer Kur’ânlardan farklılık arzeder. Bu Kur’ân-ı Kerîmlerde Osmanlı san’atının karakteristik özellikleri, harf formlarının kendine özgü ve ince anatomisinde belirgindir.

Hat üslûpları nesih, sülüs ve rik’adır: Kur’ân metni için nesih, sûre başlıkları ve kolofonlar için sülüs ve rik’a kullanılmaktadır. Tezhîb konusuna gelince, Osmanlı Kur’ân-ı Kerîmleri genellikle, bâzı ayırdedici dekoratif özelliklerin yanı sıra, temelde dikdörtgen biçimli dekoratif çerçeveler ile karakterize edilir. Osmanlı Kur’ân-ı Kerîmlerinde normalde ilk sayfalarda daha kalın şerit bulunur. Bu şeritten küçük çiçek motiflerinin ışınları sayfanın kenarlarına doğru uzanırken, kitabın sağında ve solunda dekoratif bordürler bulunur ve kâğıdın kenarlarına dikey olarak uzanır.

Güneydoğu Asya’da bulunan el yazması Osmanlı Kur’ân-ı Kerîmlerinden biri Palembang Sultanları soyundan gelen ve âilesinden mîrâs kalan Prabu Diraja’ya âit. Dekoratif ve kaligrafik zeminler onu yerli Kur’ândan ziyâde bir Osmanlı Kur’ânı olarak tanımlar.

 kirmizilar.com

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Resim 14.1 Palembang, Güney Sumatra’da, Prabu Diraja Koleksiyonunndan bir el yazması Osmanlı Kur’ân-ı Kerîmi.

Kodolojik özelliklerine dayanarak Osmanlı Kur’ânı olarak tanımlanan bir diğer el yazması eser Doğu Java’da, Mpu Tantular Devlet Müzesi koleksiyonundadır. Diğer Osmanlı Kur’ân-ı Kerîmleri gibi küçük olup folyo ölçümü 19’a 12 cm ebâdında, iki santim kalınlığındadır. 

kirmizilar.com

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Resim 14.2 Osmanlı el yazması Kur’ân-ı Kerîmi. Mpu Tantular Devlet Müzesi Koleksiyonu, Sidoarjo, Doğu Java.

Diğer el yazması Osmanlı Kur’ân-ı Kerîmleri Dewan Bahasa dan Pustaka, Kuala Lumpur ve Johor’daki Kota Tinggi müzelerinde olup özel koleksiyonlar Pontianak ve West Kalimantan’dadır. 

Bu Kur’ân el yazmalarının hiç birinde kolofon yoktur, ancak aşağıda bahsedilen tipik Osmanlı kadolojik özelliklerinin kombinasyonu temelinde Osmanlı oldukları tespit edilmiştir: Genellikle yüksek standartlı kaligrafisi ve Osmanlı imlâsı, Güneydoğu Asya Kur’ân-ı Kerîmlerinde hiç rastlanmayan ve bulunmayan unsurlardır. Nesih ve rik’a ile yazılan sûre başlıklarında beyaz mürekkep kullanımı; esâsen dikdörtgen prensipler üzerine inşâ edilmiş ışıklı çerçeveler ile çevrelenmiş; nispeten küçük boyutlarda, yaklaşık 19 cm. x 12 cm. folyo boyutları; genellikle Güneydoğu Asya Kur’ân-ı Kerîmlerinde kullanılan kalın Avrupa kâğıdına kıyasla ince, filigransız kâğıt kullanımı ve eşi benzeri olmayan Osmanlı sayfa düzeni sistemi bu Kur’ân-ı Kerîmlerin kimliğini tesbît etmede bizlere yol gösterir.

Mevcut el yazması Osmanlı Kur’ân-ı Kerîmlerine ilâve olarak bir de hat üslûbu ve nakşı Osmanlı Kur’ânı Kerîmi tarzında, Güneydoğu Asya’da basılmış Kur’ânlar mevcuttur. Resim 14.3’te görülen Kur’ân-ı Kerîm, meşhur Osmanlı hattâtı Hâfız Osman Efendi tarafından yazılmıştır. Mevcut sâhiplerine göre bu Kur’ân bir hac seferi sırasında Mekke’den satın alınmış. 

kirmizilar.com

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Resim 14.3 Hâfız Hattat Osman Efendi tarafından yazılmış olan Kur’an-ı Kerîm’in 1881 yılında basılmış örneği, Bünyamin Yusuf Koleksiyonu, Güney Sulawesi.

Hâfız Osman Efendi, önde gelen bir Osmanlı hattâtı ve Kur’ân-ı Kerîm nüshası yazarı olup yazmış olduğu Kur’ân-ı Kerîmlerin nüshaları günümüzde de basılmaya devâm etmektedir. Bugün İstanbul’daki pek çok büyük câmide hattât Hâfız Osman Efendi’ye âit matbû Kur’ân-ı Kerîm nüshaları okunmaktadır.

1642 yılında dünyâya gelen hattât Osman Efendi küçük yaşta hâfız olarak bu isimle anılır. Devrin sâdece büyük hattâtlarından olmakla kalmaz, ayrıca âlim ve velî bir kişi olan Hâfız Osman Efendi çocuk yaşlarında karlı kış günlerinde Haseki’den Eyüb’e yürüyerek derse giderken ileride on sekiz yaşında icâzet aldığında acaba bir gün hat san’atında bir çığır açacağını düşünebilir miydi? 

II. Ahmed, II. Mustafa ve III. Ahmed’e hüsn-i hat muallimi tâyin edilen Hattât Osman Efendi’nin, kendisinin yanına oturup mürekkep hokkasını tutarak:

“Üstâd, böyle bir hâfız Osman zor yetişir, belki de yetişmez”

diyen Sultan II. Mustafa’ya cevaben;

“Efendimiz gibi hocasına hokka tutan pâdişahlar geldikçe daha çok Hâfız Osmanlar yetişir hünkârım”

demesi de derviş meşrep ve mütevâzî şahsiyetini yansıtır.

Hâfız Osman Efendi’nin Kur’ân-ı Kerîm’e karşı müstesnâ hürmet ve bağlılığı netîcesinde hüsn-i hat meşkinde çığır açması ve el yazmalarının nüshalarının asırlar sonra çoğaltılması da hat meşkine duyduğu muhabbetin ve samimiyetin bir bereketi olsa gerek.

Güneydoğu Asya ve Osmanlılar Arasında Kur’ân Gidiş Gelişi

Güneydoğu Asya ve Osmanlılar arasında Kur’ân-ı Kerîm gidiş gelişi sâdece Mekke yoluyla olmadı. Akbar’ın aktardığına göre, Malay dünyâsıyla da doğrudan bağlantılar olduğu, ayrıca Java, Sumatra ve Bangkok’dan yapılan yüzlerce Kur’ân nüshasına yönelik taleplerin ve mukâbil sevkiyatlara dâir kayıtlar, Osmanlı arşiv belgelerinde bulunmaktadır. *

1883, 1891, 1899 ve 1900 târihli bu belgeler Osmanlı makamları – Pâdişah, Sadrazâm, Dışişleri Bakanlığı - ve Batavia’daki Osmanlı Başkonsolosu arasındaki iletişimleri kaydeder. Belgelerde Kur’ân’ın Güneydoğu Asya’ya gönderilmesiyle Kur’ân’ı alan ve okuyabilen Müslümanların Halîfe’nin sağlığı için duâcı olmaları belirtilmektedir. 1883’te Batavia’daki Osmanlı Başkonsolosluğu’ndan yayınlanan bildiride, Matbaa-i Osmaniye’de basılmış Kur’ân-ı Kerîm nüshalarının Pâdişah adına Java’daki Müslüman ileri gelenlere verilmesi gereğinden söz edilmiştir. Hazırlanan belge, Pâdişâh’ın huzûruna gelince bu isteklerini kabûl etti ve istenen nüshaların ibrâz edilmesini buyurdu-emretti. **

Yukarıda anılan Osmanlı Kur’ân örnekleri, ister el yazması ister matbû olsun, Osmanlı İmparatorluğu ile Güneydoğu Asya arasında uzun bir süre boyunca bağlantıların varlığını teyid etmektedir. Doğrudan siyâsî ve ticârî bağlantıların olmadığı zamanlarda bile, dînî ve kültürel temaslar devâm etmiştir. Bu temasların bir örneği de, Güneydoğu Asyalı öğrenci ve akademisyenlerin Hicaz’da uzun süreli kaldıkları Hac ziyâretleri idi.

Güneydoğu Asya Kur’ânlarında Osmanlı Etkisinin Delilleri

El yazmaları açısından Osmanlı etkisinin en güçlü izleri Malay Yarımadası’nın doğu kıyısındaki Tereengganu’da istinsah edilen Kur’ânlarda görülmektedir. Nitekim Osmanlı etkisi sâdece Kur’ân yazmalarında değil, ahşap oymacılığında da, özellikle hat oymacılığında görülmektedir. Şu anda Terengganu Devlet Müzesi’nde sergilenen saray ve soyluların evlerinde görülen ahşap kaligrafi eserlerin güzelliği, güneydoğu Asya’nın diğer yerlerindeki çalışmaları gölgede bırakmaktadır. Eserlere bakınca, oymacıya hat kompozisyonu sağlayan kâtibin Osmanlı hat san’atının ilkelerine hâkim olduğu göze çarpar; bir kaynakta kâtibin adı Abdurrahman İstanbulî olarak geçer, (Akbar, 2015).

Güneydoğu Asya’daki Kur’ân san’atında Osmanlı etkisinin en açık ispâtı, her cüz’ün tam olarak yirmi sayfa kapladığı ve her sayfanın tam bir âyetle bittiği benzersiz Osmanlı sayfa düzeninde görülebilir. Osmanlı Kur’ânlarında bu tür sayfa düzeni ‘Âyet ber kenâr’ olarak bilinir ve bu çalışmanın kökenleri Kur’ânı ezbere okumayı öğrenen öğrencilerin özel ihtiyaçları ile ilişkilendirilebilir. Her sayfanın tam bir âyetle bitmesi ve her cüz’ün yirmi sayfa tutmasının Kur’ânı Kerîmi hıfzeden kişi için her sayfanın başlangıç ve bitiş cümlelerini göze yerleştireceği için, hatırlamada büyük faydası olacaktır. Bu tür Osmanlı Kur’ânları her gün okumaya uygun olması açısından nispeten küçük olup küçük boy kaligrafilerle meşkedilmişlerdir. Buna karşılık, Memlûk, İlhanlı, Timurlu, Safevî ve Bâbür Kur’ân-ı Kerîmleri, Mukaddes Kitab’ın daha büyük ihtişâmı için muhakkak ve tâlik gibi daha büyük ve daha gösterişli yazılar kullanma eğiliminde olmuşlardır ki, bu da standart dışı sayfa düzeni sonucunu doğurmuştur.

Âyet ber kenâr sistemi 16. yüzyılın sonlarında geliştirilmiş olup ilk el yazması örneği 1598 yılında, her sayfada on dört satır olarak düzenlenmiştir. Âyet ber kenârın geliştirildiği ilk yıllarda sayfa satır sayısı değişkenlik gösterirken 18. yüzyılın ikinci yarısında satır sayısı on beş olarak sâbitlendi ve el yazması eserlerin artık sona erdiği 19. yüzyılın sonuna kadar bu standard olarak kabûl edildi (Stanley, 2004). Âyet ber kenâr sistemi Osmanlılarca tanıtılıp geliştirildiği için belirgin bir Osmanlı usûlü olarak görülmeye başlandı. Güneydoğu Asya’da âyet ber kenâr sistemi özellikle Malay Yarımadası’nın doğu kıyısındaki Kur’ânlarda görülür.

Osmanlı etkisi ayrıca sûrelerin adlandırılmasında görülür. Detaylı karşılaştırmalı bir çalışma yapılmış ve 85 matbû eserin Fâtihâ Sûresi başlığı karşılaştırılmış ve üç farklı başlık olduğu farkedilmiştir: Sûrat Fâtihât al-Kitâb, Sûret al-Fâtihât al-Kîtâb ve Sûret al-Fâtihâh. Bu bilgiden hareketle, Osmanlı devrinin ilk bir buçuk asrında bu sûreye el yazmalarında sürekli olarak “Fâtihâtü’l Kitâb; Sûrat Fatihât al-Kitâb” adı verildiği anlaşılmaktadır. “Surat al-Fâtihât al-Kitâb” başlığı 1664 yılında Derviş Ali tarafından yazılan bir Kur’ânda belgelenmiştir ve aynı başlık etkileyici Osmanlı hattâtı Hâfız Osman Efendi tarafından da kullanılmıştır (Akbar, 2015).

Güneydoğu Asya’nın en güzel Kur’ânları Terengganu bölgesinden gelir. Osmanlı etkisi hat san’atının inceliği ve kalitesinde bu eserlerde kendini göstermektedir. Bu eserlerin sâdece tezhîbleri değil ayrıca meşkedilişleri mükemmeldir. 

Osmanlı etkisinin bu açık delîline rağmen, Güneydoğu Asyalı el yazması san’atçıları kendi yaratıcılıklarını geliştirmeye devâm ettiler ve belirgin bir şekilde bir bölge adı olan ‘Nusantaran’ denilen bir Kur’ân el yazması san’atı oluşturdular. Bu san’at ile Osmanlı usûlü arasındaki fark, tezhîbin sayfaya yerleşimindedir (Gallop, 2005). Güneydoğu Asya Kur’ânlarında çift süslü çerçeveler giriş, orta ve sonda olmak üzere üç yerde bulunur. Diğer yandan âyet ber kenâr usûllü Osmanlı Kur’ânlarında çift süslü çerçeve sâdece kitabın başında Fâtihâ Sûresi çevresi ile Bakarâ Sûresi’nin başında bulunur. Güneydoğu Asya san’atçılarının yaratıcılığı ayrıca çiçek hat yazısında kendini gösterir. Bu tarz, Osmanlı hat san’atı geleneğinde yoktur. Çiçek kaligrafisi, harf formlarının dekoratif çiçek şekillerine dönüştüğü bir kaligrafi stilini ifâde eder. Bu stil Patani, Açe, Güney Sulavesi, Ternate ve Java Kur’ânları ile ahşap oymacılığında kendini gösterir (Akbar, 2015). 

 kirmizilar.com

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Resim 14.4. Teregganu’dan el yazması Kur’ân-ı Kerîm örneği, 19.yy. Negara Müzesi, 32.1992, Kuala Lumpur

Güneydoğu Asya’nın Kur’ân-ı Kerîmleri, bu geniş bölgede çeşitlilik gösterir. Âyet ber kenâr usûlü ile kopyalanması farklı bölgelerde, ancak farklı gelenekler içinde yapıldı. Her zaman âyet ber kenâr kullanılan Terengganu tarzı Kur’ânlar, Endonezya’da birkaç koleksiyonda, Jakarta Millî Kütüphânesi’nde, Penyengat Adası’ndaki Sultan Câmii’nde, Riau Adaları’nda, Jakarta’daki İstiklâl Müzesi’nde tesbît edilmiş. Filipinler’in güneyinden Kedah’a kadar âyet ber kenâr kullanılmakla birlikte Güney Sulawasi tarzı Kur’ânlarda bu sistem görülmez. Aksine bu Kur’ânlarda metin baştan sona ara verilmeden basit bir yazı tarzı ile yazılmış, cüz başlangıcı sayfanın başı ya da ortası fark etmeden yerleştirilmiş, fakat başlangıca işâret etmek için ilk kelime yâhut kelimeler belirgin bir hat ile, daha kalın ve kırmızı renkte yazılmış. Bu usûl, Açe Kur’ânlarında da gözlenmiş. Fakat bugün Açe’de âyet ber kenâr sistemi uygulanmaktadır (Akbar, 2015).

kirmizilar.com

 

 

 

 

Resim 14.5 Şu’arâ Sûresi’nin çiçek hat üslûbu ile yazılmış başlığı, İstiklâl Müzesi, Jakarta.

Java’da çoğaltılan Kur’ân-ı Kerîmler de âyet ber kenâr sistemi olmakla birlikte Terengganu âyet ber kenâr usûlünde farklılıklar ve lokal özellikler taşır. Fark hem hat hem tezhîbde kendini göstermekte ve mahallî üslûbu yansıtmaktadır. Java Kur’ânlarının hat kalitesinde, en güzel örneklerden en basit yazıma kadar, muazzam bir çeşitlilik vardır. Ağaç kabuğundan yapılan dluwang denilen mahallî Java kâğıdına yazılan Kur’ânlarda hem hat, hem de tezhîb oldukça basit-düşük seviyerlededir. Avustralya’nın Adelaide şehrinde bir Kur’ân kolleksiyoncusu olan Michael Abot’un elindeki el yazması ve matbû hâlindeki 16 Kur’ân-ı Kerîmden beş tânesi âyet ber kenâr sistemi ile yazılmış, lokal dluwang kâğıdı üzerine yazılanlar ise basit bir kopyalama usûlü ile lokal özellikle çerçevesinde çoğaltılmıştır (Akbar, 2015).

 

Erken Matbû Kur’ân Döneminde Osmanlı Etkisi

Güneydoğu Asya’da ilk olarak basılan Kur’ân, Palembang’da Hacı Muhammed Azhari’nin matbasında 1848 yılında basılmış ve günümüze yalnızca bir tânesi ulaşabilmiş. Azhari 1854 yılında bir Kur’ân daha basmış ve günümüze ulaşan kopyalar koleksiyoncu ve akademisyenlerce incelenince çıkan sonuca göre; her iki Kur’ân da âyet ber kenâr sistemi ile basılmış olup ilk basım olan 1848 basımının âyet ber kenâr üslûbunda, başında ve sonundaki bezeli çerçevelerde ve cüz başı ile ortasını belirleyen kenar süslemelerinde Osmanlı etkisi görülmektedir. 1854 basımında bezeli çerçeveler sâdece başında ve sonunda olmayıp ayrıca ortada ve Kâf Sûresi’nde kullanılmıştır. Üç set çift süslemeli çerçevenin varlığı Güneydoğu Asya Kur’ân geleneğini yansıtmaktadır. Bezeme çeşitliliğine rağmen her iki basımda da Osmanlı usûlü âyet ber kenâr modeli uygulanmıştır. 

kirmizilar.com

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Resim 14.6 Güneydoğu Asya’da basılan ilk Kur’ân-ı Kerîm örneği, Güney Sumatra.

kirmizilar.com

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Resim 14.7 Güneydoğu Asya’da basılan ilk Kur’ân-ı Kerîm’in ikinci baskısnın örneği, Doğu Java.

Diğer yandan eldeki nüshaların tanıklığına göre 19. yüzyılın sonlarına doğru Güneydoğu Asya’da en yaygın olarak dağıtılan basılı Kur’ânlar Singapore’da basılmıştır. O vakitler Hindistan’ın Bombay şehri de islâmî eserlerin basım ve dağıtım merkezi olduğu için aynı dönemde Bombay’da basılan Kur’ân-ı Kerîmler de farklı merkezlere dağıtılmış olup her iki basımda da farklılıklar göze çarpmaktadır. Singapore’da basılan Kur’ânlar Osmanlı usulü âyet ber kenâr sistemini tâkip ederken Bombay Kur’ânlarında metinler her cüz’ün başlangıcına özel bir özen göstermeden süreklilik arzeder ve her sayfada 17 satır bulunur. Osmanlı ve Hind Kur’ânları arasında hat üslûbu ve imlâ açısından da bir açık bir fark vardır. Çünkü Hind Kur’ânları çok karakteristik bir ‘kalın’ kalem ucu ile yazılmıştır ve yaygın olarak rasm ‘uthmânî’ (resm-i Osmânî / Osmanlı usûlü / Osmanlı tarzı) olarak bilinen rasm khat al-imam (resm-i hatt-ı el-imam)’ı kullanmışlardır. Yine de Osmanlı usûlü Singapore Kur’ânları ve Hind Kur’ân-ı Kerîmleri arasındaki farlılıklar, her iki yayın türü de Güneydoğu Asyalı Müslümanlar arasında kullanıldığı için okuyucuya bir sıkıntı oluşturmamış görünüyor. Her birinin muhtemelen dağıtım ve erişim kolaylığını yansıtan kendi pazarları bulunmaktaydı (Akbar, 2015).

 kirmizilar.com

 

 

 

 

 

 

 

 

Resim 14.8 Singapore’da 19. yüzyıl sonlarında, âyet ber kenâr usulü basılmış ilk Kur’ân-ı Kerîm örneği.

kirmizilar.com

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Resim 14.9 Bombay’de basılan, kalın hat harfleriyle yazılmış Kur’ân örneği, Güney Sumatra. 

 

Yirminci Yüzyılın Başlarındaki Gelişmeler

1930’larda Singapore ve Penang’da basımevi açan Hindliler, kalın harflı Bombay Kur’ânlarını basarak Güneydoğu Asya’ya dağıtımını gerçekleştirdiler. Bu sirkülasyon 1980’lere kadar devâm etti. 

Bu süreçte âyet ber kenar Kur’ânlara ne oldu? 20. yüzyılın başlarında Singapore’da basılan Kur’ân’ın akışındaki gelgitten sonra âyet ber kenar’ın âkıbeti çok net değildir. Bu dönemde mahallî pazara Hint Kur’ânlarının çoğaltılması hâkimdi ve âyet ber kenâr Kur’ânlarının yerel olarak basıldığına dâir hiçbir delîl yok; aksine bütün delîller Singapore, Penang, Surabaya, Cirebon ve Bandung’da yerleşik mahallî yayımcıların Bombay Kur’ânlarını basmaya odaklandıklarını gösteriyor. Fakat âyet berkenâr Kur’ânlarının Güneydoğu Asya’da dolaşımı sona ermedi, Mekke’den dönen hacılar vasıtasıyla âyet ber kenâr Kur’ânlar Güneydoğu Asya’ya getirildi. Bima’da Samparaja Müzesi’nde 1332 (milâdî 1913-14) târihli İstanbul’da Matbaa-i Bahriye’de basılmış bir âyet ber kenâr Kur’ân-ı Kerîm bulunmaktadır.

Endonezya’da, 1930’lardan itibâren devâm eden Bombay Kur’ânlarının hâkimiyeti 1974 yılına kadar sürdü ve Menera Kudus Matbaası Türk menşe’li âyet ber kenâr Kur’ânlar basmaya başladı. Basımevi, yazanın adını belirtmese de el yazısının dikkatle incelenmesi sonucu bu Kur’ân-ı Kerîm, Mustafa Nazif tarafından yazılan ve Osmanbey Matbaasında, 1951 yılında basılan nüshadır (Akbar, 2015).

kirmizilar.com

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Resim 14.10-11 Yukarıdaki Kur’ân-ı Kerîm Türkiye’de basılmış örneği olup aşağıdaki resim (Resim 14.11)  1970 yılında Menara Kudüs basımevince basılmış bir kopyası. İstiklâl Müzesi, Jakarta.

Menara Kudüs Basım, 1974 yılında Dînî Malzemeler Dâire Başkanlığı’ndan izin aldıktan sonra Diyânet İşleri Başkanlığı’nca bütün kontrolleri yapılan Kur’ân-ı Kerîm Türk âyet ber kenâr üslûbu ile 2000’li yıllara kadar basımı devam ettirdi. Bu esnâda Bombay tarzı Kur’ânlar da basılmaya devâm etti. Fakat âyet ber kenâr üslûbu Kur’ânlar yalnızca Küdüs Basım tarafından basıldığı için zaman içinde bu Kur’ân-ı Kerîm’in adı “Kudüş Kur’ân-ı Kerîmi” oldu. Bugün Endonezyalı hâfızlar arasında yaygın bir terim olan Kudüs Kur’ân-ı Kerîmi belki de telif hakları açısından sorgulanması gereken bir konudur. Nitekim hâfız adayları hıfzlarını kolaylaştıracakları bu üslûbun menşeini sorup öğrenecekler mi? Kaldı ki kaynağı sağlayan Türk tarafının bu gelişmeyi tâkip etmemesi de düşündürü bir noktadır. Zîra bu Kur’ân-ı Kerîm’in menşe’i Türk’tür. 

 kirmizilar.com

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Resim 14.12 Âyet ber kenâr usulü yazılmış, 2010 yılında basılmış bir Kur’ân-ı Kerîm örneği; “Mushaf al-Hûdâ”, İstiklâl Müzesi, Jakarta.

 

 

Son Yıllardaki Gelişmeler

1982 yılında Suûdî Arabistan bir Kur’ân basım matbaası kurdu. Daha evvelki yıllarda Suûdî Arabistan Hükûmeti’nce basılan Kur’ânlar âyet ber kenar düzeni ve Osmanlı imlâ özellikleri ile basılıyordu. Ancak 1985 yılından itibâren basılan yeni Kur’ânlar yine Osmanlı üslûbu âyet ber kenâr usûlü ile yazılmakla birlikte Mısır Hükûmeti ve El Ezher Üniversitesi akademisyenlerinin yerleşik seçimi olan rasm Uthmânî (resm-i Osmânî) yazım sistemini seçti. Suriyeli hattât Osman Taha tarafından yazılan bu Kur’ân, bugün Suûdî Hükûmeti’nce çoğaltılıp Mushaf al-Madinah al-Nabawiyah adı ile bütün Dünyâya dağıtılmaktadır. Bugün ilerleyen teknolojinin de yardımıyla Kur’ân-ı Kerîm basımı daha da kolaylaşmıştır. Endonezya’da Türk üslûbu âyet ber kenâr Suûdî Kur’ânları basılmaktadır.

 

Sonuç

Son derece gelişmiş Osmanlı nüsha geleneği, yüzyıllar boyunca Güneydoğu Asya’da hem hat hem tezhîb bakımından son derece etkili olmuştur. Bu etki, geniş bir İslâm coğrafyası oluşturan Güneydoğu Asya’da belirli yörelerde daha hissedilir iken mahallî şartlara ve el yazması geleneklerine göre iniş çıkışlar göstermiştir. Kur’ân nüshaları sâhasında Osmanlılar ve Güneydoğu Asya arasındaki temas, el yazması döneminden erken matbaa ve modern çağa kadar uzun bir geçmişe sâhiptir. Türk üslûbu olan âyet ber kenârın gelişimindeki Osmanlı gelişmeleri ve Kur’ân metninin hem okunması kolay hem de estetik açıdan hoş olan nesih yazımı, çağlar boyu süren derin bir etki bırakmıştır. Türk üslûbu âyet ber kenâr Kur’ânlar bugün Suûdî Arabistan tarafından uyarlanarak milyonlarca Kur’ân-ı Kerîm nüshası bütün Dünyâ’ya dağıtılmaktadır.

Osmanlı dönemi sonra ermiş olsa da, Osmanlı etkisi, bugün basılarak bütün İslâm Dünyâsı’na dağıtılan Kur’ânlarda hissedilmeye devâm ediyor ve muhtemelen de devâm edecek.

Singapore

09.04.2022

 

Arşiv:

Başbakanlık Osmanlı Arşivi, Prime Ministry Ottoman Archives, İstanbul (BOA)

*Başbakanlık Osmanlı Arşivi, (BOA), İ.HR. 290/18200/2, 321/20729, 323/20904, MF. MKT. 462/33. 

**BOA İ.HR. 290/18200/2

Kaynaklar

Akbar, A., ‘The Influence of Ottoman Qur’ans in Southeast Asia Throught the Ages’, From Anatolia to Aceh, Ottomans, Turks and South East Asia, Proceedings of the British Academy, 2015.  

Derman, M. U., Ninety-nine Qur’an Manuscripts from İstanbul, İstanbul, 2010.

Gallop, A. T., ‘The Spirit of Langkasuka? Illuminated Manuscripts from the East Coast of Malay Peninsula’, Indonesia and Malay World, 33:96, 2005.

Mackintosh-Smith, T. (ed.), The Travels of ibn Battutah, London, 2003. 

Stanley, T., ‘Page Setting in Late Ottoman Qur’ans’, Manuscripta Orientalia, 10:1, 2004

Yazar Hakkında:

Ayşe SAMİHA

Ayşe SAMİHA

Türk Milleti’nin târih yolculuğundaki en önemli menzillerinden, pek çok Osmanlı Sultanı’nın Dersaadet’in fethinden sonra bile sadrına başını yaslayıp sînesinde demlenmeye devam ettiği, Koca Sinan’ın “Ustalık eserimdir” dediği şâheseri kucağında taşıyan, pek çok tâlihsiz işgal ve acı günler geçirmiş de olsa, her akşam vakti batan ikindi güneşinin mahzun akisleriyle kederini dağıtıp Meriç, Tunca ve Arda üzerinden her dem yeniden doğan Edirne’de, dünyaya gözlerimi açmışım.

Çocukluk ve ilk gençlik yıllarım burada, yazları uzun ve sıcak, kışları bol karlı günlerde bahçeli ve bol kedili evimizde geçti. Erzurum’un soğuğunu aratmayacak cinsten soğuklar olurdu evvelden, saçaklar hep buz tutardı.

Fransızca ve İngilizce’yi burada orta öğretim sıralarında öğrendim. Anglo Francan ekolünü tâkip eden milli eğitim sistemimizin ilk hümanistler diye bize takdim ettiği İlâhi Komedya’nın yazarı Dante’yi de burada tanıdım, ilk gençlik şiirlerimi de yine burada yazdım. Hatta Trakya’nın ayçiçeklerine bakarak ilk resim denemelerimi de burada yaptım…

Günler akıp geçti ve on yedi yaşımda Pâyitaht’ın yolları göründü, yani üniversiteli olduk. Marmara Üniversitesi’nde yabancı diller; İngilizce ve ardından Nottingham Üniversitesi’nde “Eğitimde Liderlik ve Yönetim” alanında yüksek lisans eğitiminden sonra eğitimci olarak göreve başladım.

İnsan hayatında alın yazısı hükmünde gelişmeler olur. Bosna’ya taşınıp orada beş yıl yaşamak da öylesi bir tecelliydi benim için.  Birinci Cihan Harbi öncesi Rumeli’de at sırtında cenk etmiş cedlerimin diyârına geliş, dirilişe açılan bir kapı oldu; bir rahmet kapısı âdeta… Bosna’nın dağları, Boşnak Teyze’leri, mavi gözlü, sarı saçlı çocukları ile ele ele beş yılım geçti… Ve dağlarda öğrencilerimle yürüyüş yaparken gördüğümüz geniş bahçeli evinin tahta kapısında selâm verdiğimiz elma yanaklı Boşnak Teyzemi bugün hâlâ unutamam… Türk olduğumuzu duyunca ellerini vurup, “Durun!” deyip bahçesinden kopardığı elmaları bize ikram edişini de… Müteşekkirâne bir edâ ile “Türk askerleri bize savaşta çok yardım ettiler, buyrun, buyrun!” deyişini de…

İnsan yaşarken yaşadığı yerin dilini, kültürünü, âdetlerini de öğreniyor. İşte Boşnakça, Hırvatça ve Sırpça da artık dilimiz gibi oluvermişti bu topraklarda yaşarken… Sırt çantası ile adım adım Rumeli ziyâretleri esnasında Makedonca bile konuşur bulursunuz kendinizi ve hatta Bulgarcayla dahî anlaşabilirsiniz haritanın daha aşağılarına inince…

Rumeli’yi menzilim ve de ata diyârım diye bağrıma basmışken bir rüzgâr esti ve beni Güney Doğu Asya kıyılarına savurdu. Ammâ insanın kendi gök kubbesi, her nereye gitse peşi sıra gider, bırakmazmış onu… Öyle de oldu. Şimdi Singapur’da sekiz yıldır Japonlarla çalışıyor, eğitim programı ve öğretmenlikten arta kalan zamanlarımda bu diyarlara gelmiş atalarımın izlerini sürüyorum… Singapur’daki günlerimi elimden geldiğince Millî Kütüphane’nin müdavimi olarak geçiriyorum.

İnsan yaşadığı yerin dilini ve kültürünü de kolayca öğrenir demiştik ya, işte Japonca da şimdilerde tüm canlılığı ile hafızama zerk olmakta… Türkçe ile aynı aileden gelen Japoncanın kendi ülkemde yabancı dil dersi olarak okutulması gençlerimizin ve ülkemizin geleceği açısından hayırlı olacaktır diye düşünüyorum.

İşte târih boyunca kâh şarkın, kâh garbın dâvâsında önemli yere sâhip olan Trakların yurdundan çıkıp geldiğim bu ülkede kendi gök kubbemin hayaliyle, Türk’e dâir pek çok hâtıra ve hayatları, muson yağmurlarının gölgesinde kaleme alıyorum… Selâm olsun yurduma! Belki bir kuşkanadına takılıp gider selâmım ve Türk mimarlığının şâhikası olan Selimiye Camii’ne varır, oradan da Tunca, Meriç ve Arda boyunca köklerime, belki de cedlerime ulaşır, kim bilir?

Ayşe Samiha

 

 

Yazarın diğer makalelerinden: